etkin haber

235

BAHADIR SEVİMLİ

Ezilenler ezer mi?

Kendilerine bir söyleyip, ezilenlere beş söyledikleri; iğneyi kendilerine çuvaldızı ezilenlere batırdıkları sorgulamalardır. Hiçbir yanlış sorunun doğru cevabı olmayacağı gibi bu sorgulamadan da ezilenlere güvensizlik dışında bir sonuç çıkmaz. Ezilenlerin parçalı ve örgütsüz hali ile birleşen bir güven bunalımı ezenlere paha biçilmez, yönetilebilir bir çelişki sunmaktadır.

- Cuma - 11 Ocak 2019 - 09:58
Sezen Aksu'nun "İkinci Bahar" şarkısında "Bugünkü aklımla severim şimdi" demesinden oldum olası heyecanlanır ve etkilenirim. Diyalektiğin popüler anlatımlarından biriymişçesine düşünürüm. Bugünkü aklın dünkü akıla, şimdiki zamanın geçmişe meydan okuması gibi algılarım.
 
Geçmişte okuduğum bir kitabı yeniden elime aldığımda ister istemez bu mısra dilime dolanır. Bugünkü aklımın o kitapla nasıl ilişki kuracağını merak ederim. Zira, her şeyin büyük bir hızla ve iştahla tüketildiği ve eskitildiği "şimdiki zaman"da kimi kitaplara dönüp dönüp bakmak, bugünkü aklımızla o kitapları okumak, tüketmeye ve eskitmeye karşı "hatırlama barikatı" olabilir.
 
Brezilyalı eğitim bilimci Prof. Paula Freire'nin "Ezilenlerin pedagojisi" her dönem temel gündemlerimiz olan konuları kapsaması bakımından hatırlanması gereken kitaplardan biridir. Ezenlerle ezilenler arasındaki çelişki, bu çelişkinin çözülme olanakları; ezmenin, bağımlı hale getirmenin bir aracı olarak "bankacı eğitim modeli", öğretmen öğrenci çelişkisi, eğitimin karşılıklı bir süreç olduğu gerçeği, ezme ve ezilme pratikleri, diyalogculuğun karşıtı olarak boyun eğdirme, bölüp yönetme, manipüle ve kültürel istila; özgürleşme praksisi olarak işbirliği, birlik, örgütlenme ve kültürel sentez tartışmalarına kapı aralıyor "Ezilenlerin Pedagojisi."
 
Ezilenlerin hatırı sayılır bir bölümünün-homurtuları olsa da-ezenler(i) ile "barış içinde bir arada" yaşıyor olabilmeleri her dönem tartışıla gelmiştir. Ezilenlerin "kendisi için varlık" olamama hali bazen bir tespite bazen de tepkiye dönüşebilmektedir. Kendisini de bu denklem içine katıp tartışan ezilenlerde suçluluk psikolojisinin ortaya çıktığı da görülmek tedir.
 
Herhalde en trajik "sorgulama" sosyalist, demokrat, solcu kişilerin egemenlerin kazançla çıktığı ve iktidarlarını sağlamlaştırdıkları siyasal süreçlerin ardından faturayı ezilenlere çıkarttıkları sorgulamalardır. Kendilerine bir söyleyip, ezilenlere beş söyledikleri; iğneyi kendilerine çuvaldızı ezilenlere batırdıkları sorgulamalardır. Hiçbir yanlış sorunun doğru cevabı olmayacağı gibi bu sorgulamadan da ezilenlere güvensizlik dışında  bir sonuç çıkmaz. Ezilenlerin parçalı ve örgütsüz hali ile birleşen bir güven bunalımı ezenlere paha biçilmez, yönetilebilir bir çelişki sunmaktadır.
 
Ezenlerin yönetme tarihi ve geleneğinin ezilenlerin benzer deneyimlerine oranla daha gelişkin olduğu da bir gerçek. Baskı ve zor aygıtlarının büyük bir çoğunluğunun hegomonik  güçlerin himayesinde toplandığı da. Hal böyle olunca, ezilenlerin birliği önündeki en ufak çelişkileri dahi çöz(ümle)meye çalışmak, "özgürlük praksisi"ni dert edinenler için zorunlu bir görev haline geliyor.
 
Ezilenlerin toplumsal maddi gerçeğini "başucu sorunu" olarak görmek, ezenlerin bölüp, parçalayıp, yönetme hamlelerinin her birini, içimizde ezilenlere karşı duygu örgütlemeden gündemleştirmek önemli bir noktada duruyor. Envai çeşitte araç ve argümanla manipüle edilerek nesneleştirilmeye çalışılan ezilenler ile aracısız, önyargısız diyaloglar kurmak, özneleşmenin yollarını birlikte aramak ezenlerin avantajlarını ellerinden almak için en hızlı ve kolay olmasa da, en sağlam ve güvenilir yöntemlerden biridir.
 
Yaşadığımız coğrafyada iki "ezme pratiği"nin özel ilgiyi hak ettiğine inanıyorum. İlkini Freire'nin bizim topraklarımıza da birebir uyan şu satırlarıyla özetleyebiliriz: "Ezilenlerin zayıflığı karşısında ezenlerin erkini 'yumuşatma' yolundaki herhangi bir girişim kendini hemen hemen her zaman sahte yüce gönüllülük şeklinde ortaya koyar, hatta asla bunun ötesine geçmez. 'Yüce gönüllülükleri'ni sürekli ifade etme fırsatına sahip olmak için ezenler aynı zamanda adaletsizliği de ebedileştirmek zorundadırlar. Adaletsiz bir sosyal düzen; ölüm, çaresizlik ve sefaletle beslenen bu 'yüce gönüllülük'ün sürekli kaynağıdır..." Artı-değeri sömüren patronun "velinimet", alınterini gasp eden toprak sahibinin "fukara babası" gibi görülmesi; sosyal yardım dağıtan politikacılara, yöneticilere, bayram ikramiyesi veren bakanlara hayır duası edilmesi; yanlış politikalar sonrası yaşanan doğa katliamlarının tetiklediği "çevre felaketleri" ardından büyük bir lütufmuş gibi borçların erteleneceği, zararın giderileceği açıklamalarının yapılması "sahte yüce gönüllülük" hallerinin yalnızca birkaçıdır. Ezen lere dair deşifre edilebilen her sahtelik ezilenlerin birliğini güçlendirecektir.
 
Diğer kritik ezme pratiği ise egemenlerin ezilenler arasında yarattığı "yapay çelişkiler" aracılığıyla ezen ezilen çelişkisini perdelemeye çalışmasıdır. Ezenler, her yapay çelişkide ezilenlerin birliğini parçalarken, yanlarına çektikleri, yedekledikleri ezilenlere o ezme halinden pay verirler! Bunu bir nevi "sus payı" olarak da değerlendirmek mümkün. Ötekileştirilen ezilenlerle empati kurulmasını engellemeye dönük bir "sus payı". Bu bazen Türklük, sunnilik , laiklik, İslamcılık olabilir bazen ise mültecilere karşı çoğunluğu oluşturan bir vatandaş topluluğu. Kimi zaman ise hakiki bir cins çelişkisini manipüle eden ezenler, erkeklere, heteroseksüellere "küçük iktidar alanları" tanırlar. Ayrıcalıklarla bezenmiş çoğunluk psikolojisi ile ezenlerle "suç ortaklığı" yapmak, ezilenlerin duygu ve eylem birliğini aşındırır, onları can evinden vurup içten parçalar. Sınıf kardeşliği yerini patron ile uzlaşmaya, halkların kardeşliği yerini şoven düşmanlıklara, inançsal ve kültürel zenginlik ve dayanışma yerini önyargılı uzak durmalara, yerinden yurdundan sürülmüşlere kucak açma yerini "yabancı düşmanlığı"na bırakabilir. Dar çıkarlar için birilerini ezme hali, ezilenleri "kendisi için varlık" olmaktan uzaklaştırır. Kendi kaderinin öznesi olamayanlar, paraya tapan kapitalizmin figüranları haline gelirler. Oysa insanlık tarihinin ezilenlere en büyük dersi odur ki, "Bizleri kurtaracak olan/kendi kollarımızdır."
 
İnsan dışılığın bayrağını taşıyan ezenlerin her türlü manipülasyonuna karşı uyanık olmak; eşitliği, adaleti ve özgürlüğü tüm ezilenler için istemeyi bir ilke olarak sahiplenmek; "küçük iktidar alanları"na tenezzül etmemek, ezilenlerin yani "büyük insanlık"ın özgürleşme olanaklarını arttıracaktır.
 
Sizi etkileyen kitapların sayfalarını yıllar da geçse yeniden çevirmeyi, bugünkü aklınızla bir kez daha okumayı ihmal etmeyin!